Az eşya, çok huzur…
İnsanoğlu hayatı boyunca bir şeyler edinir.
Daha büyük ev, daha güzel araba, daha rahat yaşam, daha çok imkân…
Bunların hepsi hayatı kolaylaştırabilir. Ancak bir zaman gelir, insan sahip olduklarını kullanmaktan çok onları düşünmeye, korumaya ve yönetmeye başlar.
Peki, o zaman ne olur?
Sahip olduklarımız bize mi hizmet eder, yoksa biz mi onlara hizmet etmeye başlarız?
Lüks mü, huzur mu?
Güzel yaşamak elbette kötü değildir.
İyi bir sofranın, rahat bir evin, güvenli bir yolculuğun ve kaliteli bir yaşamın değeri vardır.
Fakat hayat yalnızca sahip olduklarımızdan ibaret değildir.
Bazen büyük bir evin içinde küçük bir huzur bulunur.
Bazen mütevazı bir sofranın etrafında büyük bir mutluluk yaşanır.
Bazen pahalı bir hediyeden daha kıymetli olan, bir yakının kapısını çalıp “Nasılsın?” diyebilmektir.
Çünkü insanın en büyük zenginliği, her zaman cebindekiler değildir.
Zamanıdır. Sağlığıdır. Ailesidir. Güvenidir. Huzurudur.
Gösterişin görünmeyen faturası
Toplum olarak zaman zaman sahip olduklarımızla kendimizi anlatmaya çalışıyoruz.
Evimiz, arabamız, kıyafetimiz, tatilimiz…
Bunlar hayatımızın bir parçasıdır. Ancak insanın değeri, kullandığı eşyanın fiyatına göre ölçülmemelidir.
Bir insanın karakteri, sahip olduğu makamla değil; makamı olmadığında da insanlara nasıl davrandığıyla anlaşılır.
Bir ailenin mutluluğu, evinin büyüklüğüyle değil; o evde birbirine nasıl baktığıyla büyür.
Çocuklarımız da bizden yalnızca daha çok tüketmeyi değil, sahip olduklarının kıymetini bilmeyi öğrenmelidir.
Çünkü her isteğin karşılanması, her zaman mutluluk getirmez.
Bazen insanın en büyük ihtiyacı, yeni bir eşya değil; biraz anlayış, biraz dinlenmek ve sevdikleriyle geçireceği zamandır.
Sadelik, hayatı küçültmek değildir
Sade yaşamak yoksulluk değildir.
Sadelik; elimizdeki imkânları bilinçli kullanabilmektir.
İhtiyacımız olmayanı almamak, kullanmadığımızı biriktirmemek, başkalarının hayatıyla kendimizi yarıştırmamak…
Ama sağlıktan, eğitimden, güvenlikten ve ailemizin ihtiyaçlarından kısmak da değildir.
Mesele daha az harcamak değil, hayatımıza gerçekten değer katanı seçebilmektir.
Bazen bir çocuğa alınan kitap, pahalı bir oyuncağın önüne geçer.
Bazen ailece içilen bir çay, gösterişli bir davetten daha güzel hatıra bırakır.
Bazen insanın kendisine ayırdığı bir saat, bütün günün yorgunluğunu hafifletir.
Gerçek zenginlik nedir?
Gerçek zenginlik, her şeye sahip olmak değildir.
Sahip olduklarımızın bizi yönetmesine izin vermeden yaşayabilmektir.
Bir evimiz varsa içinde huzur olsun.
Bir soframız varsa etrafında sevdiklerimiz olsun.
Bir kazancımız varsa helalinden olsun.
Bir imkânımız varsa başkasının hayatına da fayda sağlasın.
Çünkü insan yalnızca kendisi için biriktirdiğinde değil, sahip olduklarıyla iyilik üretebildiğinde de zenginleşir.
Kıssadan hisse:
Lüks hayatı kolaylaştırabilir. Ama huzuru satın alamaz.
Sadelik ise insanın hayatını daraltmak değil, gereksiz yüklerden kurtarmaktır.
Bugün kendimize bir soru soralım:
“Daha fazlasına mı ihtiyacım var, yoksa sahip olduklarımla daha güzel yaşamayı mı öğrenmeliyim?”
Belki de gerçek zenginlik, her şeyi alabilecek güce ulaştıktan sonra her şeye ihtiyaç duymadığımızı anlayabilmektir.
Az eşya, çok huzur…
Az gösteriş, çok samimiyet…
Az şikâyet, çok şükür…
Çünkü insanın en değerli varlığı, hayatını ne kadar pahalı yaşadığı değil; ne kadar anlamlı yaşadığıdır.
Toplumun nefesi, insanın huzuruyla güçlenir.
Çocuklarımızın nefesi, yarının toplumunun nefesidir.
Kazım İLHAN
Sosyolog – Aile Danışmanı ve Yazar

