Kazım İLHAN
Köşe Yazarı
Kazım İLHAN
 

TOPLUMUN NEFESİ

Çocuğumuzu Okula Gönderiyoruz, Peki Okula Hazırlıyor muyuz? Kıymetli okuyucularım, Yeni eğitim öğretim yılı başladı. Pazartesi günü özellikle ilkokula ilk kez adım atan çocuklarımız için hayatlarında yeni bir sayfa açıldı. Kimi annesinin elini bırakarak sınıfa girdi, kimi babasının arkasından bakarak öğretmeninin yanına geçti. O küçücük ellerin taşıdığı çanta belki birkaç kilo… Ama o çantanın içinde aslında bir ailenin umudu, bir toplumun geleceği var. Biz çocuklarımızı okula gönderiyoruz. Peki onları yalnızca okula mı hazırlıyoruz, yoksa hayata da hazırlıyor muyuz? Geçtiğimiz yazımızda “Öğretmen, öğrencinin suyudur” demiştik. Bugün o düşüncenin devamını getirmek istiyorum: Çocuğun eğitiminden yalnızca öğretmen sorumlu değildir. Eğitimin ilkokulu ailedir. Çocuk daha okula gitmeden önce konuşmayı, paylaşmayı, öfkesini göstermeyi, saygıyı, sevgiyi ve doğruyla yanlışı büyük ölçüde ailesinden öğrenmeye başlar. Sonra çevresi gelir. Mahalle… Arkadaş… Sokak… İnternet… Sosyal medya… Çocuk okul kapısından içeri girdiğinde, bütün bunlardan taşıdığı bir dünya vardır. İşte bu nedenle çocuğun okul dışındaki hayatını da takip etmek zorundayız. Bugün hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bazı gerçekler var. Okullarımızın çevresinde çocuklarımızın karşılaşabileceği kötü alışkanlıklar, madde kullanımı, şiddet, zorbalık ve yanlış arkadaş çevreleri gibi riskler bulunmaktadır. Bunları görmezden gelerek çocuklarımızı koruyamayız. Aile, çocuğunun kimlerle arkadaşlık ettiğini, okuldan sonra nerede bulunduğunu, internet ortamında kimlerle iletişim kurduğunu ve davranışlarında meydana gelen değişiklikleri takip etmelidir. Bu takip baskı kurmak değildir. Bu, anne-baba olmanın sorumluluğudur. Elbette okul kapısında gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması, okul çevresinin güvenliğinin sağlanması ve riskli durumlarda güvenlik güçlerinin görevini yapması büyük önem taşır. Ancak güvenlik yalnızca okul kapısında başlamamalıdır. Çocuğumuzun güvenliği evden başlamalıdır. Okula girişte gerekli kontroller yapılabilir. Fakat çocuğun okul yolunda, okul çevresinde veya arkadaş gruplarında karşılaşabileceği riskleri yalnızca güvenlik güçlerinin çözmesini bekleyemeyiz. Çünkü polis okulun içine kadar gelen her davranışı önceden göremez. Öğretmen de öğrencisinin evde ne yaşadığını her zaman bilemez. Burada aile ile okul arasında güçlü bir iletişim gerekir. Özellikle rehber öğretmenlerimizin ve sınıf öğretmenlerimizin öğrencileri yakından takip etmesi çok değerlidir. Çocuğun içine kapanması… Arkadaş çevresinin birden değişmesi… Ders başarısındaki ani düşüş… Öfke ve davranış değişiklikleri… Okula gelmek istememesi… Bunların her biri dikkate alınması gereken işaretler olabilir. Elbette her değişiklik kötü bir durum anlamına gelmez. Ama önemli olan şudur: Çocuğu görmektir. Sadece sınıfta sırasını değil, insan olarak kendisini görmek… Neye üzüldüğünü anlamak… Neden sustuğunu fark etmek… Kiminle arkadaşlık yaptığını bilmek… Bir sorun ortaya çıktığında onu cezalandırmadan önce dinleyebilmek… İşte eğitim biraz da budur. Öğretmen öğrenciyi tanıyacak. Rehber öğretmen öğrenciyi izleyecek. Aile çocuğuyla konuşacak. Gerekli durumlarda okul yönetimi ve ilgili kurumlar devreye girecek. Güvenlik güçleri de kendi görev alanında gereken tedbirleri alacak. Hepimiz aynı çocuğun etrafında bir güven çemberi oluşturacağız. Çünkü bir çocuğu kaybetmek yalnızca bir ailenin kaybı değildir. Bir çocuğu kazanmak ise yalnızca o ailenin değil, bütün toplumun kazancıdır. Burada anne babalara da bir çağrım var: Çocuğumuz eve geldiğinde sadece, “Ödevini yaptın mı?” “Notun kaç?” “Öğretmenin ne dedi?” diye sormayalım. Bazen sadece: “Bugün seni mutlu eden ne oldu?” “Canını sıkan bir şey var mı?” “Benimle paylaşmak istediğin bir şey var mı?” diye soralım. Çünkü çocuk konuşursa sorun daha büyümeden fark edilebilir. Çocuk sustuğunda ise bazen sorun büyür, biz sonradan fark ederiz. Ve unutmayalım: Çocuklar komutla değil, iletişimle büyür. Kurallar elbette olacak. Disiplin elbette olacak. Fakat korku üzerine kurulan bir eğitim yerine, sevgi ve güven üzerine kurulan bir eğitim daha güçlüdür. Aile, öğretmen ve toplum birbirinden uzaklaşırsa çocuk arada kalır. Birbirimizi suçlamak yerine birbirimizi tamamlayalım. Çünkü eğitim bir bayrak yarışı gibidir. Aile başlar, çevre şekillendirir, öğretmen yol gösterir, toplum sahip çıkar. Yeni eğitim yılında dileğim şudur: Çocuklarımız okula yalnızca kitaplarını ve defterlerini götürmesin. Evden sevgi götürsün. Okuldan bilgi alsın. Çevresinden güzel örnekler görsün. Ve hayata vicdan, sorumluluk ve umutla hazırlansın. Samsun'dan İzmir'e, Ege'den ülkemizin dört bir yanına sesleniyorum: Çocuklarımızın geleceğini yalnızca okulun kapısında beklemeyelim. Onların hayatına evimizden başlayarak sahip çıkalım. Çünkü aile güçlü olursa çocuk güçlü olur. Çocuk güçlü olursa toplum güçlü olur. Ve unutmayalım: Bir çocuğun hayatına dokunmak, aslında bir toplumun geleceğine dokunmaktır. Birkaç dizeyle… Çocuk bir fidan, Aile toprağıdır. Öğretmen suyu, Toplum ışığıdır. Birlikte büyütürsek, Kötülükten korursak, Sevgiyle sararsak, Yarınlara umut olur çocuklarımız. Çocuklarımızın nefesi, yarının toplumunun nefesidir. Toplumun Nefesi Kazım İLHAN Sosyolog – Aile Danışmanı ve Yazar    
Ekleme Tarihi: 09 Eylül 2026 -Çarşamba
Kazım İLHAN

TOPLUMUN NEFESİ

Çocuğumuzu Okula Gönderiyoruz, Peki Okula Hazırlıyor muyuz?

Kıymetli okuyucularım,

Yeni eğitim öğretim yılı başladı.

Pazartesi günü özellikle ilkokula ilk kez adım atan çocuklarımız için hayatlarında yeni bir sayfa açıldı.

Kimi annesinin elini bırakarak sınıfa girdi, kimi babasının arkasından bakarak öğretmeninin yanına geçti.

O küçücük ellerin taşıdığı çanta belki birkaç kilo…

Ama o çantanın içinde aslında bir ailenin umudu, bir toplumun geleceği var.

Biz çocuklarımızı okula gönderiyoruz.

Peki onları yalnızca okula mı hazırlıyoruz, yoksa hayata da hazırlıyor muyuz?

Geçtiğimiz yazımızda “Öğretmen, öğrencinin suyudur” demiştik.

Bugün o düşüncenin devamını getirmek istiyorum:

Çocuğun eğitiminden yalnızca öğretmen sorumlu değildir.

Eğitimin ilkokulu ailedir.

Çocuk daha okula gitmeden önce konuşmayı, paylaşmayı, öfkesini göstermeyi, saygıyı, sevgiyi ve doğruyla yanlışı büyük ölçüde ailesinden öğrenmeye başlar.

Sonra çevresi gelir.

Mahalle…

Arkadaş…

Sokak…

İnternet…

Sosyal medya…

Çocuk okul kapısından içeri girdiğinde, bütün bunlardan taşıdığı bir dünya vardır.

İşte bu nedenle çocuğun okul dışındaki hayatını da takip etmek zorundayız.

Bugün hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bazı gerçekler var.

Okullarımızın çevresinde çocuklarımızın karşılaşabileceği kötü alışkanlıklar, madde kullanımı, şiddet, zorbalık ve yanlış arkadaş çevreleri gibi riskler bulunmaktadır.

Bunları görmezden gelerek çocuklarımızı koruyamayız.

Aile, çocuğunun kimlerle arkadaşlık ettiğini, okuldan sonra nerede bulunduğunu, internet ortamında kimlerle iletişim kurduğunu ve davranışlarında meydana gelen değişiklikleri takip etmelidir.

Bu takip baskı kurmak değildir.

Bu, anne-baba olmanın sorumluluğudur.

Elbette okul kapısında gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması, okul çevresinin güvenliğinin sağlanması ve riskli durumlarda güvenlik güçlerinin görevini yapması büyük önem taşır.

Ancak güvenlik yalnızca okul kapısında başlamamalıdır.

Çocuğumuzun güvenliği evden başlamalıdır.

Okula girişte gerekli kontroller yapılabilir.

Fakat çocuğun okul yolunda, okul çevresinde veya arkadaş gruplarında karşılaşabileceği riskleri yalnızca güvenlik güçlerinin çözmesini bekleyemeyiz.

Çünkü polis okulun içine kadar gelen her davranışı önceden göremez.

Öğretmen de öğrencisinin evde ne yaşadığını her zaman bilemez.

Burada aile ile okul arasında güçlü bir iletişim gerekir.

Özellikle rehber öğretmenlerimizin ve sınıf öğretmenlerimizin öğrencileri yakından takip etmesi çok değerlidir.

Çocuğun içine kapanması…

Arkadaş çevresinin birden değişmesi…

Ders başarısındaki ani düşüş…

Öfke ve davranış değişiklikleri…

Okula gelmek istememesi…

Bunların her biri dikkate alınması gereken işaretler olabilir.

Elbette her değişiklik kötü bir durum anlamına gelmez.

Ama önemli olan şudur:

Çocuğu görmektir.

Sadece sınıfta sırasını değil, insan olarak kendisini görmek…

Neye üzüldüğünü anlamak…

Neden sustuğunu fark etmek…

Kiminle arkadaşlık yaptığını bilmek…

Bir sorun ortaya çıktığında onu cezalandırmadan önce dinleyebilmek…

İşte eğitim biraz da budur.

Öğretmen öğrenciyi tanıyacak.

Rehber öğretmen öğrenciyi izleyecek.

Aile çocuğuyla konuşacak.

Gerekli durumlarda okul yönetimi ve ilgili kurumlar devreye girecek.

Güvenlik güçleri de kendi görev alanında gereken tedbirleri alacak.

Hepimiz aynı çocuğun etrafında bir güven çemberi oluşturacağız.

Çünkü bir çocuğu kaybetmek yalnızca bir ailenin kaybı değildir.

Bir çocuğu kazanmak ise yalnızca o ailenin değil, bütün toplumun kazancıdır.

Burada anne babalara da bir çağrım var:

Çocuğumuz eve geldiğinde sadece,

“Ödevini yaptın mı?”

“Notun kaç?”

“Öğretmenin ne dedi?”

diye sormayalım.

Bazen sadece:

“Bugün seni mutlu eden ne oldu?”

“Canını sıkan bir şey var mı?”

“Benimle paylaşmak istediğin bir şey var mı?”

diye soralım.

Çünkü çocuk konuşursa sorun daha büyümeden fark edilebilir.

Çocuk sustuğunda ise bazen sorun büyür, biz sonradan fark ederiz.

Ve unutmayalım:

Çocuklar komutla değil, iletişimle büyür.

Kurallar elbette olacak.

Disiplin elbette olacak.

Fakat korku üzerine kurulan bir eğitim yerine, sevgi ve güven üzerine kurulan bir eğitim daha güçlüdür.

Aile, öğretmen ve toplum birbirinden uzaklaşırsa çocuk arada kalır.

Birbirimizi suçlamak yerine birbirimizi tamamlayalım.

Çünkü eğitim bir bayrak yarışı gibidir.

Aile başlar, çevre şekillendirir, öğretmen yol gösterir, toplum sahip çıkar.

Yeni eğitim yılında dileğim şudur:

Çocuklarımız okula yalnızca kitaplarını ve defterlerini götürmesin.

Evden sevgi götürsün.

Okuldan bilgi alsın.

Çevresinden güzel örnekler görsün.

Ve hayata vicdan, sorumluluk ve umutla hazırlansın.

Samsun'dan İzmir'e, Ege'den ülkemizin dört bir yanına sesleniyorum:

Çocuklarımızın geleceğini yalnızca okulun kapısında beklemeyelim.

Onların hayatına evimizden başlayarak sahip çıkalım.

Çünkü aile güçlü olursa çocuk güçlü olur.

Çocuk güçlü olursa toplum güçlü olur.

Ve unutmayalım:

Bir çocuğun hayatına dokunmak, aslında bir toplumun geleceğine dokunmaktır.

Birkaç dizeyle…

Çocuk bir fidan,
Aile toprağıdır.
Öğretmen suyu,
Toplum ışığıdır.

Birlikte büyütürsek,
Kötülükten korursak,
Sevgiyle sararsak,
Yarınlara umut olur çocuklarımız.

Çocuklarımızın nefesi,
yarının toplumunun nefesidir.

Toplumun Nefesi

Kazım İLHAN
Sosyolog – Aile Danışmanı ve Yazar

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vezirkopruozlem.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.