Toplumun Nefesi
Merhaba kıymetli okuyucularım…
Bugün 30 Ağustos.
Takvimde bir tarih gibi görünse de, aslında bir milletin kaderini değiştiren büyük bir iradenin adıdır.
Dumlupınar'da kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi, yalnızca bir askerî zafer değildi. O zafer; bağımsızlığından vazgeçmeyen bir milletin, inancının, kararlılığının ve vatan sevgisinin sonucuydu.
Fakat 30 Ağustos'u anlamak için yalnızca Dumlupınar'a bakmak yetmez.
Biraz daha geriye, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a bakmak gerekir.
Çünkü Millî Mücadele'nin Anadolu'daki ilk büyük adımlarından biri Samsun'da atıldı.
Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'a çıkışı, bir milletin yeniden ayağa kalkışının başlangıç noktalarından biri oldu.
Samsun bu nedenle sadece Karadeniz'in güzel bir şehri değildir.
Samsun, Millî Mücadele'nin hafızasında özel bir yere sahip olan bir başlangıç şehridir.
Bugün Samsun'dan bir kez daha sormak istiyorum:
Bize bırakılan bu mirası geleceğe nasıl taşıyoruz?
Atatürk'ün iki sözü bu sorunun cevabını düşünmemize yardımcı olabilir:
“Yurtta sulh, cihanda sulh.”
“Ne mutlu Türküm diyene.”
Birinci söz bize barışın değerini…
İkinci söz ise ortak bir millet olmanın sorumluluğunu hatırlatıyor.
Biri huzuru, diğeri birliği anlatıyor.
Peki biz bugün bu iki kavramı hayatımıza ne kadar taşıyabiliyoruz?
Aynı şehirde, aynı ülkede yaşayan insanlar olarak birbirimizi anlamaya çalışıyor muyuz?
Farklı düşüncelere tahammül edebiliyor muyuz?
Çocuklarımıza sadece geçmişte kazanılmış zaferleri mi anlatıyoruz, yoksa geleceği kurmanın sorumluluğunu da öğretiyor muyuz?
İşte 30 Ağustos'u sadece bir bayram olarak değil, bir düşünme günü olarak da görmek gerektiğine inanıyorum.
Çünkü zaferler yalnızca geçmişte yaşanmış olaylar değildir.
Her nesil, kendisine bırakılan değerleri geleceğe taşıma sorumluluğuna sahiptir.
Bugünün gençleri yarının Türkiye'sidir.
Onlara bırakacağımız en büyük miras; yalnızca güzel sözler değil, eğitimli, düşünen, sorgulayan, üreten, adalete ve bilime inanan bir toplum olabilmektir.
Atatürk'ün geleceği düşünerek söylediği sözleri bugün yeniden okumamızın nedeni de budur.
Çünkü bazı sözler vardır; söylendiği günün değil, gelecek nesillerin de sözüdür.
“Yurtta sulh, cihanda sulh.”
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz cümlelerden biri…
Ve…
“Ne mutlu Türküm diyene.”
Bir ayrıştırma değil; bu ülkeye, bu millete ve ortak geleceğimize sahip çıkmanın sorumluluğunu hatırlatan bir ifade olarak düşünülmelidir.
Samsun'dan bütün Türkiye'ye bakarken şunu unutmamalıyız:
Bir milletin gerçek zaferi, yalnızca savaş meydanlarında değil; barışta, eğitimde, bilimde, adalette, üretimde ve birlik içinde yaşanır.
30 Ağustos bize geçmişimizi hatırlatırken, aslında geleceğimizi de emanet ediyor.
Öyleyse bugün sadece kutlamayalım.
Düşünelim.
Ne bırakıyoruz?
Çocuklarımıza nasıl bir Türkiye bırakacağız?
İşte asıl mesele budur.
Çünkü düşündürebilmek, gelecek için üretilecek ürünün ana kapısıdır.
Başta Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Millî Mücadele'nin tüm kahramanlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.
Samsun'dan İzmir'e, İzmir'den Edirne'ye, Kars'a kadar…
Birliğimiz daim, huzurumuz güçlü, geleceğimiz aydınlık olsun.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Kazım İLHAN
Emekli Astsubay- Sosyolog ve Aile Danışmanı
