Soğuk havalar kendini göstermeye başladı. Kapalı ortamlarda daha fazla vakit geçiriyoruz. Derken çevremizde öksüren, hapşıran, halsizlik yaşayan insanların sayısı da artıyor.
Görünen köy kılavuz istemez…
Grip ve diğer solunum yolu enfeksiyonları yeniden gündemimizde.
Biz sağlıkçı değiliz. Tanı koyamayız, tedavi öneremeyiz. Ancak Toplumun Nefesi olarak toplum sağlığı konusunda farkındalık oluşturmak, doğru zamanda doğru soruyu sormak ve insanlarımızı tedbirli olmaya davet etmek bizim de sorumluluğumuz.
Özellikle belli bir yaşın üzerindeki büyüklerimiz için daha dikkatli olmalıyız.
Çünkü bazen basit gördüğümüz bir grip, yaşlılarımızda veya kronik rahatsızlığı bulunan kişilerde daha ağır seyredebilir.
Peki, ne yapabiliriz?
Öncelikle hijyeni önemseyelim.
Ellerimizi sık sık yıkayalım. Kapalı ortamları mümkün olduğunca havalandıralım. Hastalık belirtisi gösteren kişilerle yakın temasta daha dikkatli olalım.
Öksürürken ve hapşırırken çevremizdekileri düşünelim.
Hasta olduğumuzda “Benim bir şeyim yok.” diyerek kalabalık ortamlara girmek yerine hem kendimizi hem de başkalarını düşünelim.
Özellikle yaşlılarımızı ziyaret ederken daha duyarlı olalım.
Bir ziyaretimiz, istemeden bir hastalığın taşıyıcısı olmasın.
Grip aşısını da konuşmalıyız
Grip aşısı konusunda da toplumda doğru bir bilinç oluşması gerekiyor.
Grip aşısı herkes için aynı şekilde değerlendirilmesi gereken bir konu değildir. Özellikle ileri yaştaki kişiler, kronik hastalığı bulunanlar ve risk grubundaki bireyler, grip aşısının kendileri için uygun olup olmadığını hekimleriyle görüşmelidir.
Burada önemli olan ne aşıyı küçümsemek ne de herkese aynı tavsiyeyi vermektir.
Önemli olan doğru bilgiyle, kişiye uygun kararı vermektir.
Bir başka önemli konu da antibiyotik…
Grip bir virüs kaynaklı hastalık olduğundan antibiyotik her grip vakasında çözüm değildir. Doktor önerisi olmadan antibiyotik kullanmayalım.
Çünkü “Geçen sefer bunu kullandım, iyi geldiydi.” diyerek ilaç kullanmak, doğru bir yaklaşım değildir.
Büyüklerimizi biraz daha fazla düşünelim
Bazen yaşlılarımız hastalığını önemsemez.
“Biraz üşüttüm geçer.”
“Grip işte, birkaç güne toparlanırım.”der.
Ama onların birkaç gününü bizim dikkatsizliğimiz daha da zorlaştırabilir.
Bu nedenle çocuklarımızdan büyüklerimize kadar hepimizin birbirini koruyacağı bir dayanışma kültürüne ihtiyacımız var.
Bir telefon…
Bir hal hatır sorma…
“Nasıl hissediyorsun?” diye sormak…
Gerektiğinde sağlık kuruluşuna başvurması konusunda yanında olmak…
Bunlar küçük gibi görünen ama insan hayatında büyük anlam taşıyan davranışlardır.
Tedbir korkmak değildir
Hastalıktan korunmaya çalışmak korkmak değildir.
Aksine kendimizi, ailemizi ve çevremizdeki insanları önemsemektir.
Bugün aldığımız küçük bir tedbir, yarın bir çocuğun, bir annenin, bir babanın veya yaşlı bir büyüğümüzün hastalanmasını önleyebilir.
O yüzden grip kapımızı çaldığında ne yapacağımızı düşünmek yerine, kapımıza gelmeden önce ne yapabileceğimizi konuşalım.
Çünkü toplum olmak biraz da budur:
Ben hastalanmayayım demek kadar,
“Yanımdaki insan da hastalanmasın.” diyebilmektir.
Sağlık çalışanlarımızın uyarılarını dikkate alalım, hastalık belirtilerinde gerektiğinde sağlık kuruluşlarına başvuralım.
Kendimizi koruyalım.
Büyüklerimizi koruyalım.
Çocuklarımızı koruyalım.
Çünkü toplumun sağlığı, hepimizin ortak nefesidir.
Az söz, çok anlam.
Az şikâyet, çok umut.
Az beklemek, biraz daha çok tedbir…
Kazım İLHAN
Sosyolog – Aile Danışmanı ve Yazar
