Eğitim Bakanı kendi çocuğunu özel okula gönderiyor. Turizm Bakanı kendi otelinin önündeki sahili işgal ediyor.
Et ve Süt Kurumu Genel Müdürü özel şirket kurup yurt dışına et ithal ediyor. Hayvan yetiştirici çiftçinin hakkını satıyor.
Dahası var Büyükçekmece Adliyesi temizlik işçisi “Adli emanette duran 25 kg Altın ile 50 kg Gümüşü çalıp yurt dışına kaçıyor. Adalar Adliyesinde “12 silah, Diyarbakır Adliyesinden 793 Kalaşnikof mermisi, Bakırköy Adliyesinden 2 kg eroin ile 12 tabanca ve 100 cep telefonu, Antalya Adliyesinden 6 kilo kokain, Adana Adliyesinden 250 el bombası vb çalındığı ortaya çıktı.
Ahlak ölçüleri, inanç değerleri, kamu görevlisinin ilkeleri, futbol hakem ve oyuncuları hepsi güvenlerini yitirdi.
Savcı iddianameyi sızdırırsa, yargıç taraflı karar verirse, Polis görevini doğru yapmıyorsa, doktor ameliyat masası başında hastası ile para pazarlığı yaparsa, öğrenciler okulda öğretmen dövüp arkadaşlarını ve öğretmenlerini öldürüyorsa bizim anayasal haklarımızı kim koruyacak. İçimden “Devlet Nerede” çığlığını atmak geliyor.
ABD Büyükelçisi Tom Barrack Türkiye’nin “Ulus Devlet” modelini hedefe koyup açıklamalar yapabiliyorsa, Cizre’de yapılan toplantıya Barzani korumaları silahlı adamları ile gelip gövde gösterisi yapabiliyorsa bu devletin Bağımsız ülke olduğuna kim inanır?
Papa Leo İstanbul’da ayin yapıyor. Heybeliada Ruhban Okulunun açılmasını istiyorsa tüm akıllarından geçenleri hiç sıkılmadan söyleyebiliyorsa bizi idare edenlerden neden bir kelime karşılık verilmez.
Atatürk “Heybeliada Ruhban Okulu’na “Ekümenik” sıfatıyla karşı çıkmadı mı?
“Ekümenik iddiası Lozan Antlaşmasına aykırı düşer. Lozan’ı delmek anlamına gelir, milli egemenliğimize gölge düşürür. Dini ve milli egemenliğimizin parçalanmasına izin vermeyiz” demedi mi?
“KÖTÜ YÖNETİLEN ÜLKELERDE HALK FARKINDA OLMADAN AŞAĞI TOPLUMA DÖNÜŞÜR.”
Sınav odaklı eğitim sisteminde çocukların %70’i hayallerine kavuşamıyor. Üniversitelere girenler en zor sınavları aşıp en iyi öğretim kurumlarında öğrenim görüp en iyi diplomaları alıp boşta geziyor iş bulamıyorsa bu gençlerin sonu ve ülke geleceği nasıl olur?
Ülke insanı “Biz ve ONLAR” diye ayrılıp liyakat, kurumların tarafsızlığı, kadrolaşma, kutuplaşma, ayrıştırma, yandaş anlayışı almış başını giderken “Liyakat” değil “aidiyet” sadakat merkezli dizayn yapılıyorsa, Düşmanlaştırma-ötekileştirme devam ediyor. Devlet kadroları yetkinliği, mesleki becerisi, kurumsal deneyimi bir tarafa bırakılıp, kamu kurumlarında yaratılan tahribat nasıl düzeltilecek?
Z gurubu çocuklar çeteleşiyorsa vay geldi halimize!…

