Geçtiğimiz hafta sonu, gazetemizin yazı işleri müdürü olan eşim Özgür Ağca ile birlikte, çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmış, 3 bin yılı aşkın tarihi ve doğal zenginlikleriyle büyüleyen Safranbolu ilçesini gezme fırsatı buldum.
“Bacasız fabrika” olarak nitelendirilen turizm; insanların dinlenme, eğlenme, görme-tanıma, sağlık, iş veya spor gibi amaçlarla yaşadıkları yerlerin dışına seyahat etmeleri ve bu süreçte konaklama, yeme-içme, ulaşım gibi ihtiyaçlarının karşılanmasını kapsayan faaliyetlerin bütünüdür.
Bu gezinin ardından aklıma ilk gelen soru şu oldu: Doğduğum, büyüdüğüm, çok sevdiğim, sorunlarını dert edindiğim ve gelişimine katkı sunmaya çalıştığım VEZİRKÖPRÜ , vakit kaybetmeden kendi rotasını belirlemeli değil mi?
Vezirköprü’yü yönetenlerin, sanayi şehri olma yönünde harcadıkları kıymetli çabaların; tarım, hayvancılık ve turizm alanlarına yönlendirilmesinin daha akılcı olacağı kanaatindeyim. Vezirköprü’nün kalkınma rotası; tarım, hayvancılık ve TURİZM olmalıdır.
Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Vezirköprü Şahinkaya Kanyonu’na yapılması planlanan seyir terası ve köprü projesi ile birlikte belediyeye ait işletmelerin iyileştirilmesine yönelik çalışmalar yürütüldüğünü açıklamıştı. Bu tür adımlar turizm adına oldukça kıymetlidir.
Safranbolu ile Vezirköprü’yü karşılaştırdığımızda, benzer yönlerimiz kadar hatta daha fazla, potansiyeline sahip olduğumuzu söylemek mümkündür.
Ancak en büyük eksiğimiz; sahip olduğumuz tarihi ve doğal zenginlikleri öne çıkarma konusunda yeterince başarılı olamamamızdır.
2010 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Vezirköprü’ye kazandırılması planlanan 4 yıldızlı otele ARSA TAHSİZ ETMEYEREK karşı çıkanların vizyon eksikliği, Safranbolu’nun yaklaşık 4 bin yatak kapasitesine sahip olduğunu ve yılda 1 milyon 500 bin turist ağırladığını öğrendiğimde daha net anlaşılmaktadır.
Türkiye’nin turizm haritasına baktığımızda, deniz-kum-güneş üçgeninden sıyrılarak kültür turizmi denildiğinde akla ilk gelen yerlerden birinin Safranbolu olduğunu görüyoruz. Peki, Vezirköprü neden bu kategoriye girmesin?
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1976 yılında “kentsel sit” ilan edilerek koruma altına alınan Safranbolu, 1994 yılında UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi’ne dahil edilmiş. Bugün Safranbolu, yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın en iyi korunan 20 kenti arasında gösterilmektedir.
Safranbolu’yu bu kadar değerli kılan en önemli unsur; turizmde betonlaşma yerine koruma-kullanma dengesini esas almasıdır. Günümüzde birçok tarihi şehir, yapılanma sürecinde Safranbolu modelini örnek almaktadır.
Kısacası, Vezirköprü turizmde başarılı olmak istiyorsa; beton yığınları yerine insan ölçeğinde, tarihiyle barışık, yerel kültürüyle yaşayan ve ziyaretçilerine özgün deneyimler sunan bir anlayışı benimsemelidir.
Belediye Başkanı Murat Gül’e önerim; zaman kaybetmeden Safranbolu’da yerinde incelemelerde bulunması ve turizmde uluslararası başarı yakalamış bu ilçenin yetiştirdiği değerli isimlerle fikir alışverişi yapmasıdır.

