Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocukluk döneminde başlayan; dikkati sürdürmede güçlük, dürtüsellik ve aşırı hareketlilikle seyreden nörogelişimsel bir durumdur. DEHB, çocuğun isteksizliği ya da ebeveyn tutumlarının tek başına sonucu değildir. Beynin dikkat, dürtü kontrolü ve davranış düzenleme ile ilişkili alanlarındaki işleyiş farklılıklarıyla ilişkilidir.
DEHB, yalnızca “yerinde duramama” olarak tanımlanamaz. Bazı çocuklarda dikkat dağınıklığı ön plandayken, bazılarında dürtüsellik ya da hiperaktivite baskın olabilir. Bu nedenle her hareketli çocuk DEHB’li olmadığı gibi, her DEHB’li çocuk da dışarıdan fark edilen bir hareketlilik sergilemeyebilir. Özellikle dikkat eksikliğinin ön planda olduğu çocuklar, uzun süre fark edilmeyebilir.
Son yıllarda DEHB tanısının ve bu konudaki farkındalığın arttığı sıkça dile getirilmektedir. Ancak bu artış, yalnızca “daha fazla çocukta DEHB var” şeklinde basit bir açıklamayla ele alınamaz. Araştırmalar, bu artışta birden fazla etkenin rol oynadığını göstermektedir. Tanı ölçütlerinin daha iyi bilinmesi, öğretmen ve aile farkındalığının artması ve çocukların daha erken yaşta değerlendirilmesi bu etkenlerden bazılarıdır.
Bununla birlikte modern yaşam koşullarının çocukların dikkat sistemleri üzerindeki etkisi de göz ardı edilemez. Dijital uyaranlara yoğun maruz kalma, hızlı değişen içerikler, yapılandırılmamış ekran kullanımı ve uzun süreli odaklanmayı zorlaştıran çevresel faktörler; dikkat becerilerini olumsuz etkileyebilmektedir. Ancak bu durum, her dikkat zorlanmasının DEHB olduğu anlamına gelmez. Klinik değerlendirme ile çevresel etkilerin ayırt edilmesi bu noktada kritik önemdedir.
Araştırmalar, DEHB’nin yalnızca çocuklukla sınırlı kalmadığını; uygun destek sağlanmadığında akademik güçlükler, sosyal uyum sorunları ve duygusal zorlanmalarla birlikte ilerleyebileceğini göstermektedir. Özellikle dürtüselliğin ön planda olduğu çocuklarda, sınırlarla ilgili yaşanan güçlükler daha belirgin olabilir. Bu durum, çocuğun yanlış anlaşılmasına ve daha sık cezalandırılmasına yol açabilir.
DEHB’de güçlükler çoğu zaman yalnızca dikkat süresiyle sınırlı değildir. Zaman yönetimi, planlama, başladığı işi sürdürme ve duygusal tepkileri düzenleme gibi alanlarda da zorlanmalar görülebilir. Bu durum, çocuğun potansiyelinin altında performans göstermesine yol açabilir ve çevresi tarafından yanlış yorumlanabilir. Özellikle beklentilerin çocuğun gelişimsel kapasitesinin üzerine çıktığı durumlarda, sorun daha görünür hâle gelir.
DEHB’li çocuklar çoğu zaman “istemediği için yapmayan”, “bilerek kuralları ihlal eden” ya da “yeterince çaba göstermeyen” çocuklar olarak etiketlenebilir. Oysa bilimsel veriler, bu çocukların niyetten çok davranış düzenleme güçlüğü yaşadığını ortaya koymaktadır. Davranış ile niyet arasındaki bu fark gözetilmediğinde, çocuk hem akademik hem de duygusal açıdan daha fazla zorlanır.
Aile ve okul iş birliği, DEHB’de en koruyucu faktörlerden biridir. Yapılandırılmış ortamlar, net ve tutarlı kurallar, beklentilerin açık biçimde ifade edilmesi ve çocuğun güçlü yönlerinin desteklenmesi; DEHB’li çocukların işlevselliğini belirgin biçimde artırır. Sorun, çocuğun farklılığında değil; bu farklılığın nasıl ele alındığında ortaya çıkar.

