Hanife AYGÜN Klinik Psikolog
Köşe Yazarı
Hanife AYGÜN Klinik Psikolog
 

10 Ekim: Ruh Sağlığına ve İnsana Özen

Bir yakınımızın kolu kırıldığında ya da ciddi bir fiziksel rahatsızlık yaşadığında bunun tedavi edilmesi gerektiğini biliriz. Ancak söz konusu ruhsal bir güçlük olduğunda aynı anlayışı göstermek her zaman bu kadar kolay olmayabiliyor. “Kafana takma”, “Biraz güçlü ol”, “Senin de her şeye moralin bozuluyor” gibi sözler, iyi niyetle söylense bile kişinin yaşadıklarının anlaşılmadığını hissetmesine neden olabiliyor. 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü, ruh sağlığının hayatımızdaki yerini hatırlamak kadar, birbirimize nasıl yaklaştığımızı gözden geçirmek için de bir fırsattır. Çünkü ruh sağlığına gösterdiğimiz özen, yalnızca kendi iyilik hâlimizle sınırlı değildir. Evde, okulda, iş yerinde ve gündelik sohbetlerde kullandığımız dil de bu özenin bir parçasıdır. Günlük konuşmalarda psikolojik kavramların gelişigüzel kullanıldığına sıkça tanık oluyoruz. Düzenli birine “takıntılı”, duyguları değişen birine “bipolar”, anlaşamadığımız birine “narsist” denilebiliyor. Bazen de bir çocuğun davranışı, “yaramaz”, “sorunlu” ya da “agresif” sözcükleriyle açıklanıp geçiliyor. Oysa tek bir davranıştan yola çıkarak bir insan hakkında böyle bir hükme varmak, onu anlamamızı kolaylaştırmaz. Aksine, daha yakından bakmamız gereken yerde düşünmeyi durdurabilir. Bir çocuğa sürekli “sorunlu” dediğinizde, hangi durumlarda zorlandığını gözden kaçırabilirsiniz. Bir yetişkini “zayıf” olarak nitelendirdiğinizde, ne kadar ağır bir yük taşıdığını fark etmeyebilirsiniz. Etiketler, kişinin yaşadıklarını anlamak için ihtiyaç duyduğumuz merakın ve dikkatin yerini aldığında, iletişim de zarar görür. İnsan, kendisine yapıştırılan sözcükten çok daha fazlasıdır. Ruhsal bir güçlük yaşayan kişiyi küçümsemek, ondan uzaklaşmak, onu güvenilmez ya da yetersiz görmek damgalamanın farklı biçimleridir. Damgalama her zaman açık bir hakaretle ortaya çıkmaz. Bazen bir şakada, bazen iş yerindeki bir yorumda, bazen de “Aman kimse duymasın” cümlesinde kendini gösterir. Bu tutumlar, kişinin yaşadığı güçlüğün yanına bir de utanma ve saklanma ihtiyacı ekleyebilir. Psikolojik destek almak isteyen birinin “Çevrem ne der?” diye düşünmesi üzerinde durmamız gereken bir durumdur. İnsanların yardım ararken kendilerini açıklamak, haklı göstermek ya da başkalarının yargılarıyla mücadele etmek zorunda kalması, desteğe ulaşmalarını güçleştirebilir. Bir kişinin psikoloğa ya da psikiyatriste başvurması, hakkında dedikodu yapılmasının gerekçesi olmamalıdır. Sağlığıyla ilgili bilgi de kendisinin paylaşmayı seçtiği ölçüde bilinmelidir. Burada hepimizin yapabileceği somut şeyler var. Bir yakınınız yaşadığı güçlüğü anlattığında hemen öğüt vermek yerine onu dinleyebilirsiniz. “Bunda üzülecek ne var?” demek yerine, “Bu durumun sizi zorladığını anlıyorum” diyebilirsiniz. Anlamakta zorlandığınız bir davranışı, kişinin bütün karakterine mal etmeden değerlendirebilirsiniz. Her yaşantıyı kendi deneyiminizle ölçmek zorunda değilsiniz; sizin kolaylıkla başa çıktığınız bir durum, bir başkası için çok zor olabilir. Aynı özeni çocuklara yaklaşımımızda da göstermeliyiz. “Sen zaten böylesin” cümlesi, çocuğun değişebileceği ve öğrenebileceği alanı daraltır. Bunun yerine davranışı açıkça tanımlamak daha yol göstericidir: “Arkadaşına vurman doğru değil” demek ile “Sen kötü bir çocuksun” demek arasında önemli bir fark vardır. İlkinde değiştirilmesi gereken davranışı konuşuruz; ikincisinde çocuğun kendisini yargılarız. Sınır koymakla etiketlemek aynı şey değildir. Ruh sağlığına özen göstermek, her zaman iyi hissetmeye çalışmak anlamına da gelmez. Üzüntüye, kaygıya, öfkeye ve yorgunluğa hayatımızda yer vardır. Özen göstermek; bu duyguları fark etmek, ihtiyaçlarımızı ciddiye almak ve zorlandığımızda uygun desteğe başvurabilmektir. Bunu hem kendimiz hem de çevremizdeki insanlar için daha mümkün hâle getirebiliriz. Bu 10 Ekim’de, paylaştığımız bir farkındalık mesajının yanında günlük dilimize de bakalım. Şaka yaparken, bir çocuğu anlatırken, bir komşumuz hakkında konuşurken ya da kendi kendimize seslenirken seçtiğimiz sözcüklere dikkat edelim. Bir insanın yaşadığı güçlüğü küçümsemeden, mahremiyetini koruyarak ve onu bir tanıdan ya da davranıştan ibaret görmeden yaklaşalım. Ruh sağlığına gösterdiğimiz özen, birbirimize gösterdiğimiz saygıda da kendini belli eder.  
Ekleme Tarihi: 07 Ekim 2026 -Çarşamba
Hanife AYGÜN Klinik Psikolog

10 Ekim: Ruh Sağlığına ve İnsana Özen

Bir yakınımızın kolu kırıldığında ya da ciddi bir fiziksel rahatsızlık yaşadığında bunun tedavi edilmesi gerektiğini biliriz. Ancak söz konusu ruhsal bir güçlük olduğunda aynı anlayışı göstermek her zaman bu kadar kolay olmayabiliyor. “Kafana takma”, “Biraz güçlü ol”, “Senin de her şeye moralin bozuluyor” gibi sözler, iyi niyetle söylense bile kişinin yaşadıklarının anlaşılmadığını hissetmesine neden olabiliyor.

10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü, ruh sağlığının hayatımızdaki yerini hatırlamak kadar, birbirimize nasıl yaklaştığımızı gözden geçirmek için de bir fırsattır. Çünkü ruh sağlığına gösterdiğimiz özen, yalnızca kendi iyilik hâlimizle sınırlı değildir. Evde, okulda, iş yerinde ve gündelik sohbetlerde kullandığımız dil de bu özenin bir parçasıdır.

Günlük konuşmalarda psikolojik kavramların gelişigüzel kullanıldığına sıkça tanık oluyoruz. Düzenli birine “takıntılı”, duyguları değişen birine “bipolar”, anlaşamadığımız birine “narsist” denilebiliyor. Bazen de bir çocuğun davranışı, “yaramaz”, “sorunlu” ya da “agresif” sözcükleriyle açıklanıp geçiliyor. Oysa tek bir davranıştan yola çıkarak bir insan hakkında böyle bir hükme varmak, onu anlamamızı kolaylaştırmaz. Aksine, daha yakından bakmamız gereken yerde düşünmeyi durdurabilir.

Bir çocuğa sürekli “sorunlu” dediğinizde, hangi durumlarda zorlandığını gözden kaçırabilirsiniz. Bir yetişkini “zayıf” olarak nitelendirdiğinizde, ne kadar ağır bir yük taşıdığını fark etmeyebilirsiniz. Etiketler, kişinin yaşadıklarını anlamak için ihtiyaç duyduğumuz merakın ve dikkatin yerini aldığında, iletişim de zarar görür. İnsan, kendisine yapıştırılan sözcükten çok daha fazlasıdır.

Ruhsal bir güçlük yaşayan kişiyi küçümsemek, ondan uzaklaşmak, onu güvenilmez ya da yetersiz görmek damgalamanın farklı biçimleridir. Damgalama her zaman açık bir hakaretle ortaya çıkmaz. Bazen bir şakada, bazen iş yerindeki bir yorumda, bazen de “Aman kimse duymasın” cümlesinde kendini gösterir. Bu tutumlar, kişinin yaşadığı güçlüğün yanına bir de utanma ve saklanma ihtiyacı ekleyebilir.

Psikolojik destek almak isteyen birinin “Çevrem ne der?” diye düşünmesi üzerinde durmamız gereken bir durumdur. İnsanların yardım ararken kendilerini açıklamak, haklı göstermek ya da başkalarının yargılarıyla mücadele etmek zorunda kalması, desteğe ulaşmalarını güçleştirebilir. Bir kişinin psikoloğa ya da psikiyatriste başvurması, hakkında dedikodu yapılmasının gerekçesi olmamalıdır. Sağlığıyla ilgili bilgi de kendisinin paylaşmayı seçtiği ölçüde bilinmelidir.

Burada hepimizin yapabileceği somut şeyler var. Bir yakınınız yaşadığı güçlüğü anlattığında hemen öğüt vermek yerine onu dinleyebilirsiniz. “Bunda üzülecek ne var?” demek yerine, “Bu durumun sizi zorladığını anlıyorum” diyebilirsiniz. Anlamakta zorlandığınız bir davranışı, kişinin bütün karakterine mal etmeden değerlendirebilirsiniz. Her yaşantıyı kendi deneyiminizle ölçmek zorunda değilsiniz; sizin kolaylıkla başa çıktığınız bir durum, bir başkası için çok zor olabilir.

Aynı özeni çocuklara yaklaşımımızda da göstermeliyiz. “Sen zaten böylesin” cümlesi, çocuğun değişebileceği ve öğrenebileceği alanı daraltır. Bunun yerine davranışı açıkça tanımlamak daha yol göstericidir: “Arkadaşına vurman doğru değil” demek ile “Sen kötü bir çocuksun” demek arasında önemli bir fark vardır. İlkinde değiştirilmesi gereken davranışı konuşuruz; ikincisinde çocuğun kendisini yargılarız. Sınır koymakla etiketlemek aynı şey değildir.

Ruh sağlığına özen göstermek, her zaman iyi hissetmeye çalışmak anlamına da gelmez. Üzüntüye, kaygıya, öfkeye ve yorgunluğa hayatımızda yer vardır. Özen göstermek; bu duyguları fark etmek, ihtiyaçlarımızı ciddiye almak ve zorlandığımızda uygun desteğe başvurabilmektir. Bunu hem kendimiz hem de çevremizdeki insanlar için daha mümkün hâle getirebiliriz.

Bu 10 Ekim’de, paylaştığımız bir farkındalık mesajının yanında günlük dilimize de bakalım. Şaka yaparken, bir çocuğu anlatırken, bir komşumuz hakkında konuşurken ya da kendi kendimize seslenirken seçtiğimiz sözcüklere dikkat edelim. Bir insanın yaşadığı güçlüğü küçümsemeden, mahremiyetini koruyarak ve onu bir tanıdan ya da davranıştan ibaret görmeden yaklaşalım. Ruh sağlığına gösterdiğimiz özen, birbirimize gösterdiğimiz saygıda da kendini belli eder.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vezirkopruozlem.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.